Friday, February 17, 2006

Amman diyim..


AC DC yeni DVD: Family Jewels
Her zamanki gibi takdire değer..

DVD 1Baby Please Don't GoShow BusinessHigh VoltageIt's A Long Way To The Top (If You Wanna Rock 'N' Roll)T.N.T.JailbreakDirty Deeds Done Dirt CheapDog Eat DogLet There Be RockRock 'N' Roll DamnationSin CityRiff RaffFling Thing/ RockerWhole Lotta RosieShot Down In FlamesWalk All Over YouTouch Too MuchIf You Want Blood (You've Got It)Girls Got RhythmHighway To Hell
DVD 2 Hells BellsBack In BlackWhat Do You Do For Money HoneyRock And Roll Ain't Noise PolluctionLet's Get It UpFor Those About To Rock (We Salute You)Flick Of The SwitchNervous ShakedownFly On The WallDangerSink The PinkStand UpShake Your FoundationsWho Made WhoYou Shook Me All Night LongHeatseekerThat's The Way I Wanna Rock N RollThunderstruckMoneytalksAre You Ready

49 Comments:

Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

rulz ruulllllzzzz rulllllzzzzzzz

10:10 PM

 
Blogger sarı said...

ac dc candır bunyeye kan yapar dimağlara huzur verir..

7:10 PM

 
Anonymous Anonymous said...

la oolum sende bossbycücükofsoğan gibi olmayan cd leri ve de olmayan dvd leri ne sebeplenip koyarsın bloğuna...
ondan sonrada
"abi boş dvd bakamadım moş mvd soramadım"
kolpacı pragmatist fiktifler sizi...
hade lennn...

7:51 PM

 
Anonymous Anonymous said...

bu arada düz akım dalgalı akımda ne HUZUR verir haa..
Slayer'in bizi kırmızı mum ışığında romantizme koşması gibi olsa gerek..
Huzur'muş..
AKP ci Ampül yayı senii..
Yukarıdaki yazı da benim..
Tren,ayı,keman yayı..
Dabakk!!!

8:58 PM

 
Blogger sarı said...

Nedir olm bu habire yorumcu adı degiştirmeler,bi takım kolpacı gizem tadında isimler seçmeler,densiz provokasyon hamleleri falan!?nedir yani olayın,delikanlı ol c.zarif'te güzel ekmek arası yaptırayım,afiyetle ye..

3:38 PM

 
Anonymous Anonymous said...

ben böyle diğildim sonradan oldum abi..
karışıkmı?
yoksa sadece helvamı?
kavurmada olur..
ama en iisi bol beyinli soğansız..
hannibal usulü..
bu arada cüre en haz ettiğim gruplardan olsada
cüre değildir benim ismim..
Boğa 'dır şahsen..
Bi daa cüre diyen olursa küfrederim..
uyariimm
sonra eş dost bloguma giremiyo,incilerimi okuyamıyo demeyin..
Özellikle pikboss
ve sen labunya..
bak bu ilk uyarım idi.
noise für zeus
dünyanın en metal pozlarından birinin başlığıdır..
gösteririr istiyene...
(Kreator was in akropolis by Metal Hammer)

2:05 AM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

hıyarağası gelmiş de bir de nöisefürzeus nedir diye dipnot düşmüş... annamasak işimiz ne lan bu ortamlarda. hırt.

2:36 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

ac dc deyince değinmeden geçemedim: şimdi 1999 lu yılda, sarı beyin salonda, ne çalmışız müziği, ne içmişiz, yuvarlanmışız ispanyol ac dc siyle be.. vreh, vreh... sınırlıdır, sınırlıdııııırrr.

dur sınırlıları sayayım :
voivod-prag-'95
maiden-hampurk-'03
slayer-londones-'93
ac dc-sarılar-'99
nothingf-badmotor-angeldust - ex-cure/now-cült atakent - '89-90
mop-arc oda '97, ön balkon demirleri sallanırdı...
like that, and some more to remember...

2:46 PM

 
Blogger sarı said...

hopefully judas-x place-2006 olsun inşallllahhh..

3:53 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

doğru söze bülbül çıkar...

3:04 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Sarı'ların salonda beni sandviç yaptığınız yetmemiş gibi akabinde gittiğimiz shell yanı burger da yaptıklarınızda Saadettin Teksoyluktu..
Sizin yüzünüzden adamlar dükkanı kapadı be...
Bu arada benim altımda da sadece don vardı gerçi(siyah ve dışardan bakınca kısa boxer gibi görünen) ama konumuz bu diil..Ulan nerden yazdım şimdi madara olduk haa..

8:12 PM

 
Anonymous Anonymous said...

çeşme-under the bridge ve live-golem bağlantısı :
Suuuuuu.......
Suuuuuu......
Unutmamak gerekir..
Tabi ateş açan bekçileride...

8:14 PM

 
Blogger sarı said...

Sene 87-88 falan,yıllar apt zamanları,yaz günü aile yazlıkta,evde Gogo,Koko,Burç,Enis,Turşu ve bendeniz.Loewe pikaplı müzik seti yeni alınmış;motörhead,maiden falan allah ne verdiyse..en son karşı apartmana boş bira şişelerini salladıktan sonra evi polis bastıydı da herkesler arazi olduydu evin içinde! sarhoş kafa herifleri iyi idare etmişim ki almadılar nezarete,yırttıydık.. Vreh vreh peeehhh..

12:54 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Olm bu mavralar bitmezki hangi birini anlatalım..
Sene 90 Ankara-bilkentli lavuklarımla(benim çocukluk argadaşhlarım) alkol komasının sınırına yakın dolaşırken Müge isminde bir ablamız pencereyi açarak alt kattaki Ağır ceza hakimine"Yargıççççççç!!!!
Yargıççççççç!!! Yar beniiiiii!!!" gibisinden gırtlaktan ve avazdan latife yapar..Yarım saat later yargıç abimiz ve 58 polis eve gelir hala,hatıra tabii..
Kimse ayağa kalkıp kapıyı açamadığından kapıyı zorlayarak girer herifler,
bakan oğlu müsteşar bilmemnesi var eküride yırttık yoksa, yandı gülüm...
Ve bunun gibi nice olay tabi...
Ama bırakalım lan artık geçmişi,pars 'ta büyüdü sayılır,herifçiğide alıp yeni mavralara akalım diyorum..
Du bakalım..

12:51 AM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

mavradan bahsedince parsinin de ortamlara ısınması açısından şunları anlatmadan geçemem:

90ların başında atakent havuz civarında vuku bulan tiyatroda biralama ve zencinin hafif tütmesi sırasında "lan o ışık polis arabası mı?" yemine kafadan dalan zencinin kendini sırt üstü tekneden denize salan dalgıç motifiyle tiyatronun en üst sırasından arkadaki eğime bırakması yıllarca yakıtımız olmuştur. Yine "ulan tiyatro da neymiş mis gibi havuz dururken ıhlaradan yanan ciğerimi serinletecek" musallatı sonucu cure la beraber zenciyi omuzumuza basarak havuzun çevre duvarından atışımız, akabinde zencinin havuza girmek yerine duvar boyu koşarak kalesini koruyan ricardo III edasıyla sadece kafası gözükerek koşuşturması, "havuza yine karı attılar" sanrısıyla üzerimize koşuşturan bekçileri görünce kaçmaya başlayan zenci, zenciyi kavramaya çalışırken çiçeğe takılıp yırttığı pazardan 2 paket sigara parasına aldığı pantolonu bize "vakkodandı, çok para" diye kakalayıp yutturmaya çalışan salamura bekçi, ve içimden kopup gelen, herifi omuzlarından tutarak "bak hacım" girişi ile tatavaya tutup zenciye evine kaçacak zamanı sağlayan parodi, detayında zencinin "ulan çocuklar yakalandı ama ben balkonda yere hemzemin yatarsam kimse beni bulamaz" tadında tozlu balkona serilişi önemlidir.

10:48 AM

 
Blogger sarı said...

Zenci olur da mavra olma mı?!
Gene 90ların başları..
Bostanlı sahilde o dönemin klasikleşmiş ateş muhabbetlerinden birisi..Artık sahilde ateş için çer çöp aramaktan bunalmış genç dimağlar farklı ve sofistike arayışlar sonunda bendenizin kaptan pilotluğunda o dönem fırtınalar estirdiğimiz Şahin marka alkolizm turbo boost takviyeli aracımızla kısa bir turlama sonunda bir inşaata gark oluruz ve hemen oracıkta bulunan tahta elementinin muhtelif ebatta çivilerle yoğrulduğu nefis bir kapı bulur ve bagaja atmak suretiyle olay mahalline(sahil) döneriz.Zenci kişinin ayinsel operasyonu sonrasında yakılan ateş
kana karışan şaraplarla meşk ederken muhabbet ilerler..
Bir süre sonra memleketimizin acem ve dahi atik kolluk kuvvetleri ansızın belirir.'Gençler ne iş,bu ne ateşi böyle?' şeklinde başlayan sorgu-sual trafiği bir süre devam eder.Bu trafiğin sebebi az sonra anlaşılır ki o gün nevruz bayramıdır ve bu genç dimağların bölücü niyetlerle ateş yaktığı zannıyla hareket eden yurdum polisi bizi uçurumun eşiğinden kurtarmak için oradadır..Şarabın uyuşturduğu beyinler herşeye rağmen soğukkanlılığını kaybetmez ve olayı 'abi walla bak bizim habarımız bile yoğudu,işimiz bile olmaz amirim' nidalarıyla tatlıya bağlar.(ne demekse)
Ve ateş söner..
(gel gör ki genç bünyelerin damarlarında yanan ateşi söndürmek namümkündür..)

12:44 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

güzel güzeeell. böylece blog sayesinde vaktinde kağıda dökülmemiş mevzular sağlama alınmış olmakta.

bu sefer daha da vereyim ateşe odunu telaşesiyle 1987 yazına döneyim. Şimdilerde ve o zamanlarda da köprü olarak bilinen bostanlı mevkiindeki parkta (1999 da da aynı köprüde bir başka mevzum vardır ki kimse bilmez) o zamanın yaz ekürüsi ile ayıptır söylemesi şarap diklenmektedir. Yazın ortasıdır ve sıcak geceler kaçınılmazdır. Her neyse, sıcak gece soğuk şarapla defedilirken her daim acem ve atik memurlardan bir demet ansızın parkta peydahlandığından o saat eyvah dedik. Yaşımızın ufaklığından mıdır, yüzümüzün ayından mıdır bilinmez her nedense ters bir durum oluşmadan ama hafiften de şaşırtmacalı suallerle tartılıp değerlendirildikten sonra yanımızdan ayrılmadan az önce içlerinden bir tanesi gayet babacan bir tavırla ancak temmuz ayının takvimine uymazdan gelerek "parkta sürteceğinize gidin okulunuza okuyun" öğüdünü vermiştir.

5:46 PM

 
Blogger sarı said...

Ajj;
99 köprüyü yengenin de olduğu bi ortamda dinlemek isteriz abi!?
Eminim merakla dinler..
Bull;
olm şu burger akşamını bi döktür
afilli,ağdalı şekilde..
Mavra yazıtına altın harflerle kazınsın hele..

10:53 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Tabii...
Ben şahsen bizzat kendim yeni duştan çıkmış ipeksi tenime siyah boxer'ımı (nasılsa arabayla gidiyom ve evden eve gidiyorum,kim görcek lan zihniyetiyle-maalesef-) ve yine siyah t-şörtümü giyip 50km önceden farkedilen damalı eşşek takayla sarıların eve gelmem normal olarak yarım dk.sürdü..Apartumanın önüne geldiğimde içeride Sex,Drugs and Rock'n'Roll partisi varmışçasına sesler kulak zarımı uyarırken,kapıyı abartmıyorum 20 defa falan çaldım ve kimin açtığı belli olmayan kapı üzerime kapandıktan sonra terden sırılsıklam alkolden maymun olmuş ik adet ort.85kg'lik cüsse'nin üzerimde bacak omza ve sandviç denemelerini def etmeme kalmadan, söz konusu sapıklarla bir süre içip akabinde "acıktık leaann" nakaratları sebebi ilen dışarı çıkmak zorunda kaldık...
Altınyolda yanımda oturan örnek insan patron şahsiyeti hüleyyynnnnnnnn nidaları atarak bacağını camdan çıkarmış ve de altın yol cematini tahrik ederken ,shell'in yanında bulunan burger'ı kendimize kurban seçmeye karar verdik...İçeriye 1 dakika sonra girdiğimden zavallı burger personelinin ismini anmak istemediğim sarı ve patron mayhoşlarına "beyefendi herşeyden en büyük diye bir mönü yok maalesef" izah durumlarında bulunmalarının sonlarına yetişmiştimki zaten içeri girişleri tahminimce 4 metre ofsayt olan bu şahıslardan haklı olarak kıllanan pazar ailecenek gezmeee gelen yurdum insanı "aman amannn" sesleri ile ufak ufak bahçeye kaçıyordu..
Evet kontrol bende sanarkene ve siparişi verirkene masaya zorla oturtmak zorunda kaldığım eküri "açııııızzzzzz" diye bağırdıklarından servis elemanları rekor kırıp tüm mönüyü 2 dk.falan gibi bir sürede tamamlayıp,içeri girdiğimden beri sürekli tarafımı sinyale boğan sarışın cıvır tarafından elime tutuşturuldu..
Evet doğru tahmin; abiler bir iki lokma aldıktan sonra bol ketçaplı patates kavgasına başladılar ve akabinde tepsiler kaos ortamından nasiplerini aldı ve hiç bir şey yiyemeden kalkmak zorunda kaldık, restoranın içindeki tüm masalar boşalmış,dışarıda yer bulamayanlar ayakta yemekten gocunmuyordu..
Ve evet manzaradan yivrençlenen karşıyakalı zavallı insanlar burgera gitmeye gitmeye, sonucu biliyorsunuz zaten...
Devamı da var tabii..
Sarı'nın kafasında 3 güneş gözlüğü ve benim enfes!!! bacaklarımla fırtınalar estirdiğimiz bostanlı Reci abinin bahçesi gibi..

11:28 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Patrondan bir "yalnıca temiz tabaklara işerim Volume I" alalım yaaa!!!

3:50 AM

 
Anonymous Anonymous said...

hafızamla şu sıralar pek düşüp kalkmadığımdan anlatacaklarımın bir kısmı gerçek, kalanı ise hayal dünyamda yaşattığım gibi olmalı.

90'ların bir zamanında, bünyeye hallice alkolü sert müzikle katık edip alma eğilimi ve bazı saplantılarım nedeniyle yaz akşamlarını hep evde geçirirdim.

seyrek de olsa ziyaretime gelenler arasında monsieur zeus, sarı bey, sedthe baklavavod, kir/caco kesinlikle sayılabilir. Bir de ileri bir kayıtta aktaracağım şeffaf yusufçuk burada listeye eklenmeli.

o akşam monsieur uğradı. hava zencisel ıhlara sıcaklığında, zihinler karmaşık şekilde soğuk beyaz şarap içip takıldık. geç saatlerde ne gitçen eve yat sız salonda klima yapiim önerisine uygun bakan monsieur zeus/ex-cüre/butthenthecüre kanepeye kıvrılıp sızdı. bir başka anlatıda (video kasette de kayıtlı olduğu üzere bir başka sızışı aktarılacaktır. ben de yer yatağımda dozlamışım. rüyamda hurilerle kaktüs batırmaca oynarken uzaktan gelen şelale sesini önce kevsere yordum. az zaman sonra huriler ortadan yok olup kaktüs de kıçıma batmasına rağmen hala hoş nidalarda ısrar eden ses neticesinde yattığım yerden doğrulup karanlıkta balkon camına doğru yürüdüm. bizim alex televizyonun yanında dikilmiş yandaki saksının önünde duruyor. usulca yanına gittim, herif ayakta uyuyormuş meğer. uyusa yeterdi, yetmezmiş gibi kamışını çıkarmış valdenin çiçeklerden birinin saksısını soğuk şarabın yaz gecesinde midede ve bağırsaklarda ısınmış formatıyla suluyor.
uyurgezerliği olabileceğini fark ettiğimden usulca "olm, napıyorsun, tuvalete gitseydin ya " der demez eleman net bir ifade ile "abi ben yalnız temiz tabaklara işerim" demez mi.
(not. valde o yıllarda saksılarının altına eski beyaz tabaklar koyardı, meğer cüre u ağırlamak içinmiş, anlamamışım olaya kadar)
sonra baktım eleman huzurlu, yat uyu sabaha hallederiz dedim. uyuduk.

10:19 AM

 
Blogger sarı said...

PPPUUUHHHHUUUUAAAAAAHHHHH....
AHHHHIIIIIUUUAAAAAA....
İkisi de süperdi lan,
diimaanıza saalık..

11:47 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Hakkatten Yaaa...
Ama sanırım beyaz yoktu, validenin atmaya yeltendiği papaskarası iki adet 1800 ler şarabı ve üstüne votkamı vardı?
(bende emin değilim) Ama emin olduğum şu var;
Sabah Hışııırrr Hışııııııır Yerlere sürülen bez sesi ile uyndığımda karşımda cillop bir hatunun yüzü yerine patronun Hısssss Hısssssss diye soluyan ekşi limon tadında suratıyla güne başlamanın şokuyla "Nabıyon lan sabah sabah" diyince Patron "Napçazz,senin bokunu,götünü siliyos" cevabına yorumum "Kahvaltıda ne var abi " idi?...
(Çalış Kööpeekk-Bir Timsah lafı)

5:01 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Bu arada o zamanlar sarı çiçeem yoktu eküride olm..
O ki 92 sonları 93'lerde hayatımıza hayat,ficidumuza extra testosteron kazandırmaya başlamıştır..
Bahsettiğimiz olaylar 90-91 ve geçedir..
Dimağını...

5:05 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Haaa ,pardon lan sarı derken karşı cinsten sarı'da olabilir tabiii..
Şimdi düştü jetoooonn, Çok salaam lan,pardon abi..
Yengeeeeeeeee

5:08 PM

 
Blogger sarı said...

Doorudur..Menekşemin gazozunu açmam 92'ye denk düşer.Susam sokaanda cüreumun ölü torpaa serpilmiş yataanda başladı her şey..Patron-a Ajj ilen hukukumuz daha eskilere dayansa da esas olaya girişimiz de aynı dönemdir.
(olsun geç olsun,bizim olsun)

9:44 AM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

olm buralarda yazdıklarımız kazara şu blogger olayı kaldırılırsa heba olacak. en iyisi kopyalayıp saklamaya başlamak. bu onurlu görevi bafidisise verelim derim. neticede arşiv delisidir kendisi.

10:13 AM

 
Blogger sarı said...

Sene 93,K.adası Kısmet otel dönemlerim.Yaz-kış evim nazilli sitesi..Yazın klasik harala gürele, kışın pek güseldi ortam.
Sitede kimseler yok,sayısını bilmediğim kadar köpek ve kedi besliyom,gündüz içiyom ve uyuyom, gece çalışıyom.Zaman zaman cure,zenci,gogo,koko v.b.. 3-5 günlük terapi seansları için bana kalmaya geliyorlar.
Olay zenci devrinde geçiyor..
(sanırsam cure kişi de mevcut)
3 gün evvel pişmiş makarnanın üstüne yoğurt döküp yanında rakı içiyos..Kimsenin şikayeti yok. Bilmem kaç kadehten sonra zencisel şahsiyet coşumcu ruhunu açığa çıkarır ve ortamı şenlendirmek gayesiyle masamızın dibinde 'ulan şuraya iki lokma çöplenmeye geldik, bu heriflerde hareket yok' düşüncesine gark olmuş 2-3 kediye musallat olur.'Abi sence bu kediler uçabilir mi?' temasını irdelemeye karar veren zencisel doku hayvanları kuyruklarından tutup gökyüzüne doğru sahilden olta atarcasına savurmaya başlar.
Tarafıma da zerk eden gaz neticesinde olay adeta törensel bir yarışmaya dönüşür ve 'lan lan bah ben daha uzaa fırlatabiliyom, ulan bu heyvanlar da fena uçmuyomuş aslında,öppüjjeemm ' nidalarıyla ıssız sitemiz çınlamaya başlar.
Nedendir bilinmez herkesler gidip ben heyvanlarımla başbaşa kaldıktan sonra pegasus tadındaki kedilerim uzunca bi süre bana yaklaşmaz ve barışmam için epey çaba sarfetmem gerekir..

10:17 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Yok ben yoktum olm...
Olsaydım bunlarada engel olurdum..Nedenini bilirsiniz..
Konuyu daha fazla acıklaştırmadan atlarcasına atlayarak dolunayda karaşarapla çırılçıplak-vaftiz ortamlarına dalmayı her durumda yeğlerim...
Böyle bir güzellik bir kez yaşanır..
Sarı lam zenci-sen-ben üç ayrı şapkalı- pal sokağı çocukları tadında bir fotomuz vardır..Sende varmı ki o?

2:50 AM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

şu dolunayı açsak az biraz dedim be sarım, kürüm.

10:51 AM

 
Blogger sarı said...

Bull kişi bilir işi..Dolunayı kendisinin gıpraşımlı kaleminden (pardon klavyesinden) bekliyorus.

olm hatırlayamadım lan fotoyu.
Evrak-ı metrukeyi karıştırmam lazım bi ara..

10:00 AM

 
Anonymous Anonymous said...

hafızamla şu sıralar pek düşüp kalkmadığımdan anlatacaklarımın bir kısmı gerçek, kalanı ise hayal dünyamda yaşattığım gibi olmalı....

Patron şu yukarıdaki lafını yarım saattir düşünüyorum..Eminimki bu düşününce oldukça okkalı ve koyucu ve aslında hayatın tamamını bir satırda özetleyen lafı hiç düşünmeden ve 1-2 saniyede kotardın...
Biz Boris Vianın Çıkık kalçaları seven ve eminimki bizi okuyup arada gülümseyen parisinde ki misafirleriyiz...
Bu arada Pars ismi bilinçaltı Paris'mi...

Ve son olarak dolunayda karaşarapla vaftiz olan cıbıl münafık vampirler adlı öykü pek yakında düzakımdalgalıakım ama herdurumda aklını alırımda..

(Arşiv olayı kayıt edilecek)

4:05 AM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

kıvamdayız, hikayelerin tadı 1970lik şarap burukluğunda. (arşivin oluşturulup derlenmesi kutsal kaseyi çizdirmemekten daha önemli)

yaşam, evren ve herşey 42'dir demiş douglas adams.

şuna 3 diyelim diye eklemiş boris amadis.

bir çok konudaki rakamsal gerçekleri sonradan 3'e bağlayanlarsa biziz.

kurmuş olduğum cümleye gelince, zihin bulanıklığı ve şarap tokluğuyla borgesi sanrılayıp kelam ettim.

Pars kesinlikle çok imgenin tuhaf bileşkesi. mutlaka içinde paris misafir, mustafa kemal, truva, islam öncesi türk, pıtırcık futbolcu, asteriks ve diğerleri hamur olmuş durumda.

d.k.v.o.c.m.vampirlerin neşriyatı merakla beklenmekte.

10:29 AM

 
Anonymous Anonymous said...

İii fikir "d.k.v.o.c.m şifresi bilemedin gizemi" başlıklı gizem skiyle gaz verilmiş ossuruktan terrane bir best seller patlatıp paranın beline komak warmış şu fani cenabetlerin doluluk oranı yüksek dünyada...
Şarap şarap diyip diyip duruyorsun zaten,nasıl açmak isterrim mantarlarını fütürsüzce kavağımın...
Zihnimizin altın kaftanlarının içindeki özellikli kitapları tekrar okumamanın(anlayamadığımız) nedeni burada saklı işte...
Zihin öyle bir tad almışki zamanında,bir dahaki sefere aynı tadı alamamaktan alıkoyuyor bizi raflara el atmaktan..Hatta bir çok yeni kitaplara da el sürdürmüyor,yada temkinlimi temkinli...
Boris'in sisi gibi...Sis çöker ama sonrası farketmez...Çökmüştür bir kere...
Birbirlerine aşık oluyor insanlar örneğin, ilk önce paraşütü açmadan havada bilmem kaç zaman uçuyorlar, onun verdiği haz hafiflemeğe yüz tuttuğunda paraşütler açılıyor ve buna "alışkanlık" deniyor..Sonrada "paraşüt iplerini kesmece" oynuyor birçoğu...Zaten herşey yere inene kadar.. Sonsuz aşk denilen şey sanırım paraşütsüz uçulan an'ın sürekliliği...

Oysa kırmızı otu beklemek okumaktan daha heyecanlıydı...
Gerçek işte burada saklı..

12:25 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Sen hala "Tarihçiyi" okumadın dimi patron...
Büyük kayıp...Oku derim,başkada bir şey demem...Kalınlığı korkutmasın, ilk 50 sayfasıda karamsarlığa itmesin...Oku derim...
Yazarı Elizabeth...

12:31 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Paris De' Pars pıtırcığı andırıyor lan ,şimdi farkettim..

12:38 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Önce bir müziği değiştiriim...Yesss...
Aslına bakarsanız bunu ayık kafayla yazmayı düşünmemekteydim idi..Ve fakat hayat kısa,yarın bi gün küttedenek felan...

Yazın çare bulunamaz sıcaklığı bana hep Boris'in Pekin'de Sonbaharını hatırlatır..O sıralar bu sıralardaki gibi her hafta 1500 kitap piyasaya çıkmıyordu..
Az ve özdü herşey müzik gibi,hatun gibi...(alkol ve duman gibi diyemeyeceğim)
Pekinde sonbaharı okurken her tarafımdan terler damlıyordu şıpır şıpır -sıcaktan hiç haz etmeyen dağdan inmiş bir kocaayak olmama rağmen-hiç gocunmuyordum bu durumdan..
Etkilendiğimiz bir çok müziğin,kitabın farklı tatları vardır-ruhumuzu gıdıklayan veya tırmalayan...Hatta bizim gibi balatayı sıyırmışlar topluluğu özdeşleştirir tinini bu etkileşimlerle-beslenir..Büyür gider sırtımızdaki varoluş kamburu,acıtır...Biz müzikle ve kitapla (filmlede biraz belki) beslenmeyi sevenleriz..Filmle biraz dedim çünkü farkındamısınız bilmem filmi seyretmeyi değil oynamayı daha çok seviyoruz.Önceden tasarlamadan,akışında ama.. Ve işin en can alıcı tarafı şudur: Bir daha olsa yine aynı olmak isteriz.Aynı kişi.Olaylardan ve kişilerden ve koşullardan hoşnut olmasakta ; aynı kişi... Bir kesiliktir bu..
Bir kesinlik daha var: Bu bir giriş ve ısınma yazısıydı,çünkü aşağıda anlatılanlar sadece sıradan "alkollü bir gece"
gibi değildi, yukarıda anlatmaya çalıştığım durumdan baharat miktarında da olsa vardı..Ve hep varolacak...
FArklı mekan ve kostümlerle.

3:07 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

hmmm... yaz akşamında dolu yağması tadı var, herkes sığınacak köşe ararken sen zaten evinde olduğun için umurun olmaz. soğuk kış gecesi hava birden ısınsa ne fark eder, sen zaten dışarıda sokaklardasındır, oysa soğuk diye evlerine kapanmış olanlar dışarıya çıkmanın peşine ancak o zaman düşerler...

mersine gidenlerin "neden bu herifler tersine gidiyor?" diye merak ettikleriyiz, parlak melek! lerin eşliğinde...

4:52 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Güzel Güzellll...

11:59 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

evine kasayla şarap yollayacam eşşek herif yaz artık vaftizi

10:58 AM

 
Anonymous Anonymous said...

Porto olursa olur...2 kasada löwen'de şahane olur...
Olurmu ? Olurrrrr...
Yazacağım bebeğim...

1:47 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

yok ehmehe gitmiş, yok klavyesi monitörü bozulmuş, yok amel olmuş... nerde laaaan vaftiz eşşek herif...?

1:28 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Bazı şeyler hayatta bir kez yaşanır...
Kaktüse sarılmak düşüncesi ile kaktüse sarılma fiili arasında ne kadar fark vardır?.
Bunu kimse bilemez...
Ama şunu bilebilir:Kaktüs her zaman olacaktır...
Mezarda bile!.Mezara girdiğinizde arkanızdan gelir...
Mezara götüreceğimiz çıplak bir beden haricinde,henüz kurtçuk ziyafetine açılmamış beyin kıvrımlarımızda dolanan anılarımız kalacaktır...
Benim götüreceklerimden bir taneside "Dolunayda karaşarapla vaftiz olan münafık cıbıl vampirler" kuşkusuz...
Plansız yapılan şeyler planlılardan hep daha iyi olmuştur benim için...Akışında gittiğinden olsa gerek."Olması gerekene önceden müdahele etmek" anlamına gelen ve kanımca işletmecilerin uydurduğu bu terim (Plan) benim gibi aksak-topal'da olsa anarşist bir herifi her zaman tedirgin etmiştir...
O gün planlanan bir şey yoktu...
O zamanlar hiç bir şeyi planlamıyorduk ve bu yüzden o kadar mutluyduk sanırım...
Bazı yerlere küçüklüğünüzde gitmişsinizdir ve içinizden bir ses "buraya tekrar geleceksin" der...Nazilli sitesine çok uzun yıllar önce gitmiş ve o sesi duymuştum.Ve oraya ne zaman gittiysem her zaman hoşlanmışımdır.Nedenini bilmiyorum.


Tarihi tam olarak kesinlikle hatırlamıyorum ama yanımda HIM'ın cd den çektiğim kasedi vardı.Joın me ın death olan,demekki 98-99 sıraları.Başmübaşir pikpozz,ev sahibemiz sarıgacı ve bendeniz haşin erkeg o sıralarda şimdikiler gibi ağırlıklı ortalamamız olan alkol ve cuara verilerimizi bir nebze olsun gidermek amacından başka bir sebep gütmemecesine yola koyulduk..Akşamüstünden itibaren huzur verici ve sınırlı sayıda insanın konakladığı Nazilli sitesinde hemen işe girişerek nevale düzüldü ve sanki yıllardan beri bir yudum içki içmemiş ama canı çok çekmişçesine " yarimin yolu yokuştur,rakıları tokuşturculuk" oynamaya başladık.Aslında o sırada ne içtiğimizi hatırlıyorum desem Yalan olur...Ne önemi var zaten?.
Havanın kararmasını fırsat bilen oturma organlarımız betonlaşmış bünyelerini gevşetmek üzere bizleri dürtmeye başladı ve başardılar.
Bol harlı geyik sofrasını bırakmaya niyeti olmayan bizler bu sofrayı 1 dk içinde kumsala taşımaya karar verdik.Bir farkla; yanımıza yiyecek değil sadece karaşarap şişeleri alarak...
Bilmem kaç km'lik kumsalda hiç kimse plaj partisi falan yapmıyordu.Tam tersine inanılmayacak bir sessizlik vardı sadece...
Deniz bile kucağındaki köpükleri yavaş yavaş bırakıyor sonrada arkasını dönüp gidiyordu..
Aslında davetsiz misafirler bizdik: Solumuzda yükselmeye başlayan Dolunay için.Zaten geldiğimizden hiç hoşnut olmamış gibi o'da yavaş yavaş yükseliyor,hiç acele etmiyordu...Kumsaldaki sohbet konularını şimdi hatırlamıyorum ama kafalarımızın iyice yükseldiği ve çakırkeyiflik sınırlarını çoktan geçip zurna ili sınırlarına geldiğimize eminim..Dolunay tam ortamızdaydı artık.Belliki oda bize alışmıştı..Uzaktan geçen bir gemi yada benzer bir şey sebebi ile olsa gerek deniz azmaya başladı.Normalde de sürreal olan kafalarımızın yükselmesine paralel dalgalarda yükselince içimizdeki diğer tüm kişiliklerimizde yerinde duramamaya başladı...
Herkes birbirinin suratına bakıyordu,konuşmuyorduk ama aynı şeyi düşünüyorduk. Önce sarıbey atıldı "Hadi...Gidiyoruz" diyerek t-shirtü fırlattı,Pik sadece bir iki saniye düşündü ve o da soyunmaya koyuldu,bendeniz ise alerji korkusundan ve lens tribimden dolayı olaya her nekadar önceleri sıcak bakamasamda, gece vampirlerini öyle görüp onlarında "hadi! hadii! bunu yapmalıyız..Şu anda şimdi!!!" demelerine daha fazla dayanamayarak soyunmaya başladım...İşin başka bir yönüde ellerimizdeki karaşarap şişelerini bırakmadık ve hiçte ılık olmayan denizin ilk adımlarından sonra yükseklikleri artmış dalgaların arasında yudumlamaya devam ettik..
Üçümüzde az sonra kıyamet kopacakmış gibi aşkın bir hal aldık...
Üçümüzde çırılçıplaktık,soğuk denizin içinde dolunaya bakarak kahkahalar atıyorduk...O "an" dışında hiçbir şeyin önemi yoktu. Birden anlaşmışçasına önceden kafamıza diktiğimiz karaşarap şişelerini ayinsel bir tarzda başımızdan aşağıya dökmeye başladık...
Dolunay bile koyu kırmızı renge dönüştü...
Anladıkki orada 3 değil 4 kişiydik ve en çok Dolunay keyif aldı belki; Karaşarapla vaftiz olmaktan...
Ve hiç öyle şarap içmemişti deniz o zamana kadar: Şarapla birbirini vaftiz eden üç kırmızı adamın ve vaftizi onaylayan dolunayın damlalarıyla...

1:22 AM

 
Anonymous Anonymous said...

ne söylenebilir ki başka. eline sağlık cure. ve asla unutma kırmızı adamları.

4:15 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Savol...Unutmam ip bağlarım

6:40 PM

 
Blogger sarı said...

o gecenin tadı ancak böyle bir anlatımla yeniden alınabilirdi..
bunu da ancak sen yapabilirdin kardeşim..
dimağına sağlık..

8:51 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Savoluun Appilerim appiahlarım Rednegrolarım Redsonjalarım...Daha nice vaftizlere diyeceğim ama...Ama diyor ve takılıyorum işte...Neyse, farklı tatlara o zaman..Zaten kopya kağıtlığının luzümü yok,Tek ler ve orijinaller her zaman iyidir,küseldir,bizimdir,bizdir...

9:55 PM

 
Anonymous Anonymous said...

olm özellikle şu bizim vaftiz vb. hikayeler ne kadar da zizuv linklerden de ulaşabileceğiniz rotgrub'ta ifşa edilen (cliff+sick jim+roger)'ın gençlik maceralarını andırıyor.

5:27 PM

 
Anonymous Anonymous said...

yaa, işte hakkaten aynı tadı almışız zamanında. özgür ruh denen bu olsa gerek. artık hiçbir şey kesmez o saatlerden sonra. dimağ döner durur cemiyet ortamında bile olsa bir vaftizi, bir burger kingi, ne biliim bir yılbaşı gecesini arar durur. bu arada samuel beckett oyunu var, 20-21-22-23 ocakta, gidilsin cepte alkolle derim, kıpraşalım.

9:23 AM

 

Post a Comment

<< Home


Web Counter by TrafficFile.com