Sunday, November 12, 2006

sunday blues..

Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
Çipcülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düstüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnizlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

Sevgi duvarı/Can YÜCEL

.........

Bu adam sevilmez mi be dostlar?!..

12 Comments:

Anonymous Anonymous said...

Ksk nikah sarayının üstünde,şiir dinletisine gelmişti...Can baba hiç poz yapmadı...
Sakalları birinci içmekten sararmış,sesi votka ve rakıdan çatladıkça çatlamıştı...
Ama Bukowski gibi her seferinde çıkıp 10 şişe şarap,40 şişe bira içtim lan ben demedi...
Bazı detayları sonradan da olsa görmek ve hatırlamak güzel...
bukowskinin yeraltı şiir dinletilerine giderken (son zamanlarda) limuzinle takılmasını anımsamak gibi...
"Limuzine fit olan sözde kaybeden" adlı bir kitap yakışırdı ona...
Can babayada: "Kaldırımda oturup takılmaktan son ana kadar vazgeçmeyen ve aslında hiç kaybetmemiş gönül adamı" kitabı...

3:22 AM

 
Blogger sarı said...

Karşılaştırma gereği nereden doğdu bilmiyorum ama ben de bunu zaman zaman düşünmüşümdür.
Rahmetli Can Baba lakabı gibi tam anlamıyla 'Baba' bi adamken ve bizim gibi dimağlara daha çok hitap etmesi gerekirken nedense Buko'ya daha bi sıcak,daha bi 'vaay be herife bak,hayatla nasıl da dalga geçiyo şerrefsiz' tadında inceden özenti hissiyatıyla bakılırmış gibi geliyor.
Belki de bu sadece benim hüsnü kuruntumdur bilemedim..?!

12:25 PM

 
Blogger Gezelim Görelim said...

Yabanci hayranligi bizleri bile etkisi altina almisken daha dogal ne olurduki be Sari Pasam. Sen, ben, Patron... hepimiz Ingiliz ozentisi okuldan beynimiz bunlarla dolu ayrilmadikmi? Yillar suren kendi tarihimize yasam sartlarimiza yabancilastirilma surecinin basarisi degilmidir bunlar.... Turk yazar ve sairleri yeni yeni tekrar ve anlayarak kesfetmenin zevkine varmak lazim...

7:13 PM

 
Blogger sarı said...

şüphesiz doğru.
vian'ın parisini camus'nün varoluşçuluğunu bir çevirmenin gözlüğünden sindirmeye çalışmak okuru farklı algılara sürükleyebilir elbet ama unutmamak lazım ki algı boyutunu genişletmek için yurdumun yazarını şairini anlamak ta önemli..

8:35 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

kendi dilinden yazarları okumanın gerekliliği doğru olmakla beraber, kendi dili ya da ülkesi için yazmaktansa kendine benzer insan tipi için yazanlar, sınırları reddedenler değil mi çoğunlukla okuduklarımız. kim yürekten diyebilir ki vian fransızdır, bukowski alman asıllı amerikalıdır, borges ispanyol kökenli arjantinlidir diye.

ama yazan kişi kendi toplumunu mantık dışı över, dilini ballandırarak diğerlerini küçümserse zaten okumam, okumayız, evrensel olamaz.

şöyle mısralar yazayım size:

kırlangıcı düşün
elbisesiz, uçaksız
yazın karşıyakada
göçer kışa afrikaya

üzülme evi, yurdu, bayrağı yok diye
tüm dünya yurdu
gökyüzü bayrağı
yanında göçenler can yoldaşı
avlandığı şahin dahi onun yaşam sevinci
varoldukça kırlangıç
hayalimiz dünyadır

12:29 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Güzel yazmışsın babuşum da, anlatmaya çalıştığım bu değildi...Bukowski'si sevmek başka şey (ben severim) takdir etmek başka...
Başka yazarlar ve müzisyenler içinde geçerli...
Neyse o olan yazar çizer ve müzikçi tebaası fazla değil,neyse o olmayan mavi gezegenimizde...
Fikri neyse zikri de o'dur durumu...
Neyse ne...

2:56 PM

 
Anonymous Anonymous said...

güzeeeell..güzeeeeelll...
alevli malevli forum ortamı olduk lan..

patronum sınır tanımayan,ruhu okşayan yahut yerine göre kanırtan güzel insanlara diyeceğim bir şey olamaz zaten.
demem şu ki: bazı bazı yurdumun yazarına şairine haksızlık ediyormuş gerekli alakayı gösteremiyormuş(um)hissiyatı gark oluyor bendenizde,o bakımdan..
sizlerde durum farklı olabilir tabi..

8:12 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Doğrusun babuşum..
Orhan Veliden Edip Cansevere,Cahit Sıtkıdan Şule Gürbüze son derece haz aldığım yerini dolduramayacağım üstadlar yok değil...Bunlar sadece birkaçı tabii...
Birde patroniçhe son zamanlarda Boriss Kokhenn
diye adı sanı bilinmeyen didüğüksüz bir tırt'tan bahseder durur son demlerde...Belki seneye bende okurum...Belki sende...kimbilir?

1:55 AM

 
Anonymous Anonymous said...

evet evet bana da bahsetmişti.,
hatta 'ne lan bu abidik gubidik safsata salatası'dediydi hiç unutmam..!?

1:41 PM

 
Blogger Eğitim Öğretim Danışmanlığı said...

şu bir kesinliktir ki az daha gayret edersem sadece şahsen tanıdığım yazarların eserleri ile okumamı kısıtlayacağım. boğa'da listenin başında gelen şahsıma özel yazarımdır.

5:44 PM

 
Anonymous Anonymous said...

Savolun patronhiçem...Sizedir tüm şiürlerim,şarkılarım

3:23 PM

 
Anonymous Anonymous said...

şşşş..godoş musun lan sen?!..
ne bu yaltaklanmalar,ayar vermeler..?!!
akıllı olun olum aloooo..!!

9:14 PM

 

Post a Comment

<< Home


Web Counter by TrafficFile.com